1. [13:5] | vein ta`ceb fe`acebün ḳavlühüm eiẕâ künnâ türâben einnâ lefî ḫalḳin cedîd. ülâike-lleẕîne keferû birabbihim. veülâike-l'aglâlü fî a`nâḳihim. veülâike aṣḥâbü-nnâr. hüm fîhâ ḫâlidûn. | وإن تعجب فعجب قولهم أإذا كنا ترابا أإنا لفي خلق جديد أولئك الذين كفروا بربهم وأولئك الأغلال في أعناقهم وأولئك أصحاب النار هم فيها خالدون وَإِن تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ أَئِذَا كُنَّا تُرَابًا أَئِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ أُوْلَـئِكَ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ الْأَغْلاَلُ فِي أَعْنَاقِهِمْ وَأُوْلَـئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ |
|---|
| Elmalılı H. Yazır | Eğer şaşıyorsan, asıl şaşılacak şey onların şu sözleridir: "Biz toprak olup gittikten sonra mı, yani biz gerçekten yeniden mi yaratılacağız?" İşte bunlar Rablerini inkâr etmişlerdir. Bunlar boyunlarında demir halkalar bulunanlardır. Ve işte bunlar cehennemliktirler, orada ebedî kalacaklardır. |
| Yusuf Ali | If thou dost marvel (at their want of faith), strange is their saying: "When we are (actually) dust, shall we indeed then be in a creation renewed?" They are those who deny their Lord! They are those round whose necks will be yokes (of servitude): they will be Companions of the Fire, to dwell therein (for aye)!
|
| Words | | |
2. [26:4] | in neşe' nünezzil `aleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet a`nâḳuhüm lehâ ḫâḍi`în. | إن نشأ ننزل عليهم من السماء آية فظلت أعناقهم لها خاضعين إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّن السَّمَاءِ آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ |
|---|
| Elmalılı H. Yazır | Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır. |
| Yusuf Ali | If (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility.
|
| Words | | |
3. [36:8] | innâ ce`alnâ fî a`nâḳihim aglâlen fehiye ile-l'eẕḳâni fehüm muḳmeḥûn. | إنا جعلنا في أعناقهم أغلالا فهي إلى الأذقان فهم مقمحون إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الْأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ |
|---|
| Elmalılı H. Yazır | Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar. |
| Yusuf Ali | We have put yokes round their necks right up to their chins, so that their heads are forced up (and they cannot see).
|
| Words | | |
4. [40:71] | iẕi-l'aglâlü fî a`nâḳihim vesselâsil. yüsḥabûn. | إذ الأغلال في أعناقهم والسلاسل يسحبون إِذِ الْأَغْلَالُ فِي أَعْنَاقِهِمْ وَالسَّلَاسِلُ يُسْحَبُونَ |
|---|
| Elmalılı H. Yazır | O zaman boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu halde sürükleneceklerdir. |
| Yusuf Ali | When the yokes (shall be) round their necks, and the chains; they shall be dragged along-
|
| Words | | |
| Ayet(ler): 1 | Sure : - | Görüntülenen ayetler : 1 ... 4 | 4 - Kelime: أعناقهم |
|
| بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ |
| 16 farklı meali görmek için lütfen ayet numarasına tıklayınız |
|
|